Çanakkale Savaşı Hakkında Bilgiler


Çanakkale savaşı 1. dünya savaşının en önemli cephelerinden biridir. 1915-1916 yıllarında Gelibolu yarımadasında Osmanlı İmparatorluğu ile itilaf devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebelerini kapsarken bu tarihi zafer bir milletin kurtuluşunu damgalıyordu. Çanakkale’de Türk’üyle, Arap’ıyla, Kürt’üyle vs. tüm vatan evlatları birlikte kahramanca savaşmıştır ve 250 bin şehit verilmiştir.

Kemal Atatürk’ün unutulmaz mesajı

Büyük bir kumandan olabilirsiniz, ya da çok iyi bir politikacı, ancak bu ikisini aynı anda olmak çok zordur. Kemal Atatürk ikisinde de çok çok iyi olanlardan biriydi. Atatürk’ün 1934 yılında Anzak törenleri nedeniyle gönderdiği mesaj, ülkeler arası dostluğu pekiştirmişti.

Mustafa Kemal Atatürk’ün mesajı şöyleydi: “Bu memleketin toprakları üstünde kanları döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarını dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Çanakkale, 160 milyonda 1 ihtimalin gerçekleştiği savaştır

Çanakkale’de, 32 ülkeden askerler savaşmıştır. Bu, Çanakkale’de bir Dünya Savaşı’nın yaşandığını gösterir. Başka bir deyişle 1. Dünya Savaşı içinde ayrı bir önemi olan savaş yaşanmıştır.

Savaş istatistiklerine göre metrekareye 6 bin mermi düşmüştür. Bu oran dünya savaş tarihinde en yüksek oranı olmuştur. Savaş alanında havada çarpışarak yapışan bir çok mermi bulunmuştur. Havada iki mermilerin çarpışma ihtimali ise 160 milyonda birdir.

Savaşın şiddetini ve yoğunluğunu anlatan en somut örnek ise havada çarpışan mermilerdir. Çanakkale’de çok sayıda kurşun havada çarpışmıştır. Bunlar, birbirine kaynamış şekilde bulunmuş ve müzelerde sergilenmiştir.

Anzaklar Britanya’nın yenilmeyeceğinden emindi

Çanakkale savaşları özellikle Avusturalya ve Yeni Zelanda’yı ciddi şekilde etkiledi. Bu savaştan önce iki ülkede Britanya’nın yenilmeyeceğinden emindi. Böyle büyük bir imparatorluğunun onları askeri sefere çağırmasından büyük onur duymuşlardı. Ancak Gelibolu savaşı onların bu büyük güvenini derinden sarstı.

Seyit Onbaşı Ocean’ı nasıl batırdı?

18 Mart 1915’te müttefik donanması çanakkale boğazını geçmek için saldırıya geçti. Bu sırada Seyit Onbaşı, Rumeli mecidiye tablasında görevliydi. İlk saldırıyı nusret mayın gemisinin döktüğü mayınlar püskürtü ancak karşı taraftan yapılan atışlar sebebiyle tabyada bulunan vincin mermi kaldıran bölümü parçalandı. Bunun üzerine Seyit Ali 215 kg ağırlığındaki mermileri sırtında top kundağına yerleştirdi. Seyit Ali ilk iki atışında Ocean’a hafif hasarlar verdi ancak üçüncü atışında ingiliz zırhlısı Ocean’a ağır yara verecekti. Atılan mermi geminin su kesiminin biraz altına isabet etti ve gemiz anında yan yattı. Daha sonra Nusret Mayın gemisinin döktüğü mayınlardan birine çarptı ve alabora olarak battı.

Çanakkale savaşından bir gün sonra Seyit Ali Onbaşı’dan top mermisi sırtındayken fotoğraf çektirmek istenecekti. Seyit Ali Onbaşı, ne kadar zorlasa da top mermisi kaldıramadı ve ardından yine savaş çıksın yine kaldırım diyecekti. Fotoğrafı ise tahta bir mermi ile çekebilecekti.

Savaşın kazanıldığı an

Gün ağarırken, Arıburnu yönünden top seslerinin gelmesi üzerine, 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, bir çıkarma yapıldığını anlayıp durumu Ordu Komutanına bildirir, ancak bir yanıt alamaz. Durum çok kritiktir. Mustafa Kemal, kıyıda çok zayıf gözetleme ve koruma birlikleri olduğunu düşünerek ve geniş bir sahile yayılmış olan 27. Alayın da, ağır kayıplar verdiği haberini alınca, düşmanın Conkbayırı-Kocaçimentepe çizgisi ve uzantısını ele geçirmesi durumunda, onarılamayacak durumlarla karşılaşacağını kavrar. Ordudan emir gelmemiş olmasına karşın girişimi ele alıp tüm sorumluluğu yüklenerek, 57.Alayı bir batarya ile Kocaçimentepe yönünde harekete geçirir. Kendisi de durumu izlemek üzere Conkbayırı’na çıktığında, Arıburnu kesiminden bazı askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini görür.

O anı Mustafa Kemal, Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır.bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm… Bu askerlerin önüne kendim çıkarak:

-Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.

-Efendim düşman dediler!

-Nerede?

-İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye…Düşman da bu tepeye gelmiş…Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum. Kaçan askerlere:

– Düşmandan kaçılmaz, dedim.

– Cephanemiz kalmadı, dediler.

– Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim.

Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır…”

Comments 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Oturum Aç

reset

Geri
Oturum Aç